26 Kasım 2016 Cumartesi

Sonbahar notları

Farklı bir isimle yazıyorum bu sefer. Ne zamandır bir isim arayışındaydım ve sanırım buldum. Turuncu Rüyalar Güzeli. Daha samimi sanki, ne dersiniz?  

En son kış notları yazımı yazmışım. Taa şubat ayında. Evet evet yanlış duymadınız dokuz ay önce şubat ayında. Her ne kadar ilkbahar ve yaz notları arada kaynamış olsa da ben çaktırmadan sonbahar notlarından devam ediyorum efendim.

Bir önceki yazımda kitaplardan bahsetmemiştim. Çünkü o dönem kitap okuyamıyordum hiç. Aslında hala okuyorum diyemem fakat size iki kitaptan bahsetmek istiyorum.

Uçurtma Avcısı. Kitap, Afganistan'da yaşanan savaş ve göç üzerine kurgulanmış. O dönemde daha küçük bir çocuk olan Emir ve Emir ile aynı evde yaşayan, aynı sütanneyi paylaşan Hasan'ın hikayesi. Emir ünlü bir iş adamının, Hasan ise onun hizmetkarının oğludur. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir de böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Ama Hasan'ın hatırası peşini bırakmaz. Kitabın konusundan biraz bahsettikten sonra şunu söylemeliyim ki eğer duygusal biriyseniz bu kitabı okurken zaman zaman gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. O çocukların yaşadıkları, kahramanların hikayeleri, o dönemdeki tarihi olaylar o kadar güzel anlatılmış ki kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.

İkinci kitap da Kafamda Bir Tuhaflık. Bu kitabı henüz bitirmedim ama okuduğum kadarıyla sürükleyici ve doğal bir hikaye. Okuması zevk veriyor. İçeriğine gelecek olursak kitap, ana kahramanı bir boza ve yoğurt satıcısı olan Mevlut Karataş'ın bir düğünde görüp aşık olduğu kadına yıllarca mektup yazdıktan sonra yanlış kızı kaçırmasını ve onunla İstanbul'da sürdüğü yaşamı konu alıyor. Dediğim gibi hala okuyorum ama tahminimce kısa sürede biter.

İçerde'yi izleyeniniz var mıı? Başrolünde Çağatay Ulusoy'un olmasını geçtim onun dışında gerçekten şu ana kadar izlediğim en iyi Türk dizisi. Her bölüm illaki sizi ters köşeye yatıran senaryosuna diyecek laf yok. Oyunculuklar mükemmel ki zaten Çetin Tekindor'un yer aldığı bir proje demem yeterli olacaktır. Yani demem o ki hemen bir bölüm açın ve izleyin.

Ekim ayında İkimizin Yerine filmini izlemeye gitmiştim. Beklediğimden çok daha iyi bir filmdi. Öncelikle Serenay Sarıkaya'nın liseli hallerini izlemek çok keyifliydi ve Nejat İşler'le çok yakışmışlardı. Ben fragmanını izlemeden gittiğim için filmin sonunda şaşırmıştım ama arkadaşım fragmanını izleyip de geldiği için tahmin etmiş böyle bir şey olacağını. Aslında sonu biraz havada kaldı gibi ben ikincisi çıkar diyorum. Bakalım göreceğiz.

Geçen aylarda tesadüfen Jeff Buckley'nin bir şarkısına denk gelmiştim. Daha sonra sesi çok hoşuma gitmeye başladı. En sonunda kim bu adam deyip araştırmıştım biraz. Hatta James Franco'ya olan benzerliği beni çok şaşırtmıştı. 1997 yılında daha 30 yaşındayken bir nehirde boğulup öldüğü söyleniyor. Babası Tim Buckley de çok iyi bir sanatçıymış. Hatta Tim Buckley'ni konu alan bir film bile varmış. Hemen gidip izledim. Filmin adı Greetings From Tim Buckley. Konusundan bahsedecek olursak Jeff Buckley , babası Tim Buckley'nin anısına düzenlenilecek olan kilisedeki meşhur anma konseri için sahneye çıkmayı kabul eder. Bu performans için hazırlandığı süreç boyunca geçmişe duyduğu öfke, sitem, sevgi ve özlem duygularını gözden geçirme fırsatı bulur. Açıkçası öyle çok çok beğendim diyemem ama boş vakitte izlenebilecek keyif veren güzel bir film.

Biraz da kullandığım ürünlerden bahsetmek istiyorum. İlk olarak Nivea'nın pure&natural temizleme sütünü çok beğendim. Hem makyajımı çok iyi bir şekilde temizliyor hem de yüzümü iyice temizledikten sonra nemlendirici şeklinde sürdüğümde cildimi yumuşacık yapıyor. Ayrıca cildim yağlı olmasına karşı rahatsız olmadan kullandığım bir ürün.

Neutrogena'nın sivilce temizleyici jeli gerçekten güzel bir jel. İyi köpürmesi zaten beni oldukça tatmin ediyor. Onun dışında yüzümü yıkadıktan sonra cildimde asla kuru bir his bırakmıyor. Bitirir bitirmez tekrar almayı düşünüyorum.

Geçen günlerde Toni&Guy'ın kuru şampuanını satın aldım. Denemeye bugün fırsatım oldu ve çok hoşuma gitti. Diğer şeker şeker kokan kuru şampuanların aksine çok temiz bir kokusu var. Ayrıca saçınızda beyaz beyaz da kalmıyor. Güzel bir hacim veriyor. Eğer ince telli ve çabuk yağlanan saçlara sahipseniz kesinlikle öneririm.

W7 markasını bilen var mı? Yurt dışında oldukça yaygın bir markaymış ama Türkiye'ye yeni gelmiş diye biliyorum. Ben de brow parlour kaş farı paletindeki renkleri çok beğendim ve satın aldım. Ben kaş için değil de göz farı olarak kullanıyorum. Çok beğendiğim bir ürün. İçinde küçük bir cımbız, küçük bir kaş fırçası ve 4 farklı ürün bulunuyor. Aydınlatıcısı bile var. Çok tatlı bir ürün ve fiyatı da çok uygundu. Bir bakın derim.

Son olarak da Pastel'in 142 numaralı lila rengindeki ojesine bayıldım. Bir arkadaşım doğum günümde hediye etmişti ve o günden beri çok beğenerek sürüyorum, çok güzel bir rengi var gerçekten.

Evet sanırım bahsedeceklerim bu kadar. Şu an baktım da baya da uzun olmuş sanki ama hepsini anlatmak istedim umarım hoşunuza gitmiştir. Bu arada sonbaharda dinlediğim şarkılara da spotify hesabımdan bakabilirsiniz. Görüşmek üzeree ♡

28 Şubat 2016 Pazar

Kış notları

Bugün kış bitmeden,  bu üç ay boyunca neler izledim, neler dinledim, neler yaptım şöyle bir özet geçmek istedim.
Kış bitmedi değil mi? İlkbahara girdik sanki ama olsun sonuçta aylardan şubat.

Ayrıca bu yazıyla bu ay hiç yazı yazmamış olmamı da telafi etmeye çalışacağım. Okulların açılmış olmasına şey yapalım onu. Mazur görelim.

Kış, bana hep -sanırsam yılbaşının bu mevsime denk gelmesinden dolayı- yenilik, umut, ilham gibi kelimeleri çağrıştırmıştır. O nedenle seviyorum bu mevsimi.

Aralık ayı benim için sınavlardan ibaret olsa da sömestr tatilinde bol bol boş vaktim oldu.
Öncelikle nihayet Supernatural'ı bitirdim. Aylardan beri 11 sezonu bitirmeye çalışan ben, artık sadece perşembe günleri yeni bölüm çıkınca izliyorum.
Brooklyn Nine-Nine'ı da geçen gün bitirdim. Şu anlık bu iki diziyi takip ediyorum. Arkadaşımın tavsiyesiyle bir de Gossip Girl'e başlamayı düşünüyorum.

26 Aralık'ta Delibal, 22 Ocak'ta da Kardeşim Benim filmlerini izlemeye sinemaya gittim. Zaten Delibal'dan ayrı bir yazıda bahsedeceğim. Çağatay Ulusoy'un oynaması bir yana her açıdan mükemmel bir filmdi bana göre. Ay şimdi aklıma geldi de internete düştü mü o ya düşmüştür değil mi?

Aslında bu üç ay boyunca birçok film izledim ama favorim Türkçe'ye Şimdi ya da Asla diye çevrilen The Bucket List. Konusuna bir bakıp izleyin derim. Filmin sonu çok hüzünlüydü. Zaten neredeyse bütün film boyunca ağlamıştım sonunu da gördükten sonra kendimi hala ağlarken buldum. Garip olan film biteli yarım saat olmuştu. Bana bakmayın siz duygusallıkta üstüme yoktur. Ama gerçekten çok güzel bir filmdi.

Üç ay boyunca dinlediğim müziklerden de Something BigIn The NightWorkHymn For The WeekendMutlu Sonsuz favorilerim. Dinlemelisiniz!

Unutmadan bir de youtuberlardan bahsedeceğim. Gerçi bunun için de ayrı bir yazı yazacağım ama yeni izlemeye başlayıp da çok sevdiklerimi söylemeden edemeyeceğim. Di DAşkım İrem AktulgaGizem Güven & Merve FilizAspyn + Parkerİlayda ÖzkökKalel. Gerçekten çok güzel kanallar bir göz atmanızı öneririm.

Kitaplardan hiç bahsetmediğimi fark ettiniz mi? Evet maalesef bu aralar hiç kitap okuyamadım. Daha doğrusu okumadım. Her zaman okumayı izlemeye tercih eden biri olsam da sanırım izlemek daha basit geliyor artık. Ama Aralık ayında her yerde görünce arkadaşımdan isteyip Küçük Prens'i okuduğumu hatırlıyorum. Çok güzel bir kitaptı. Sonunda çok duygulanmıştım. Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Bu mevsimi de geride bıraktık umarım ilkbahar hepimize renk getirir. Kendinize iyi bakın!

31 Ocak 2016 Pazar

Bu siteler bir harikaa!

Selaam!

Son iki gündür oturdum bilgisayarın başına o siteden bu siteye girip duruyorum.
Çok güzel bloglar, youtube kanalları, alışveriş siteleri falan keşfettim. Son olarak da bloga yazı koyup kapatayım bilgisayarı dedim. (Her ne kadar kapatmayacağımı bilsem de.)

Öylesine yazmaya başladım, aslında müziklerden ya da filmlerden falan bahsedecektim ama şimdi düşündüm de genel olarak hoşuma giden işe yarayacak sitelerden bazılarını paylaşmak da fena fikir değilmiş. Evet evet öyle yapacağım.

Belki çoğunuz biliyorsunuzdur bu siteleri ama belki bilmeyenler de vardır. Başlıyorum :

Clique - İkinci el ürünlerin satıldığı bir site. Normalde çok pahalı olan eşyaları bu sitede çok daha uyguna bulabiliyorsunuz. Hatta kendi mağazanızı oluşturup dolabınızdaki giymediğiniz kıyafetleri satışa çıkarıp kar bile elde edebilirsiniz.

eBay - Bu siteyi bilmeyen yoktur herhalde. Hemen hemen her çeşit eşyayı bulabileceğiniz, çok tercih edilen güzel bir site. Fakat yurt dışında olduğu için aldığınız ürün/ürünlerin 150 € altında olmasına dikkat etmelisiniz.

Wholesalebuying - Çin'de bir alışveriş sitesi. Sitede fiyatlar çok uygun fakat kargo fiyatları birazcık yüksek. Ama yine de kalite bakımından tercih edilebilecek bir site.

Cndirect - Yine Çin'den fiyatları çok uygun olan bir alışveriş sitesi. Ayrıca kargo süresinin de kısa olduğunu duymuştum.

Futureme.org - Gelecekte kendinize mail atabileceğiniz gerçekten hem çok kullanışlı hem de çok basit tasarlanmış bir site. Ben şu ana kadar hiç kullanmadım ama bir gün oturup gelecekteki kendime şöyle birkaç bir şey demek isterim tabi.

Bikutumutluluk - Bu site cidden muhteşem. Her ay farklı bir konseptte tasarlanan sürpriz kutular sizi bekliyor. Ayrıca kutu dışında çok güzel tasarlanmış ürünler de mevcut. Çok güzel düşünülmüş, benim çok beğendiğim bir site.

Kawaiibox - Bikutumutluluk sitesinin yabancı versiyonu diyebiliriz. Bu siteden de yine sürpriz kutular sipariş edebiliyorsunuz. Asya'dan geldiği için kutunun içerisinde çok tatlı, çok şeker eşyalar bulunuyor.

Woohoobox - Yine sürpriz kutu sipariş edebileceğiniz bir site. Yerli bir site olmasına rağmen içerik açısından kawaiibox'a daha çok benziyor. İçerisinde Japon,Kore tarzı şirin ürünler bulunuyor.

Hediyerengi - Eğer birine hediye alacaksanız mutlaka bu siteye bir göz atın derim. Ürünleri hem güzel hem de uygun fiyatlı.

Sosyopix - Fotoğraflarınızı size özel hazırlanmış farklı temalarda ürünlere dönüştüren güzel bir site.

Namaste- Çok hoş aksesuarları uygun fiyatta bulabileceğiniz bir alışveriş sitesi. Özellikle bileklikleri gerçekten güzel.

Bunlar çok önceden beri sevdiğim siteler. Aslında yazı daha fazla uzamasın istedim ama eğer isterseniz diğer hoşuma giden siteleri de paylaşabilirim. Ya da takip ettiğim ve hoşuma giden youtube kanallarından da bahsedebilirim.

Ayrıca böyle güzel siteler biliyorsanız ve yorum olarak paylaşırsanız çok sevinirim!

Kendinize iyi bakıın!

26 Ocak 2016 Salı

30 'dan önce 30


Bu aralar geleceğe takıntılıyım sanırım. Sürekli planlar,programlar falan. Yine duramadım ve kendime bir liste yaptım. Aslında yapmadım yani uzun zaman önce yapmıştım bu listeyi ama öylece taslaklarda duruyordu. Ve ben biraz önce bu listede birkaç değişiklik yapıp yazıya geçirdim. 

30 before 30 listesi yani 30 yaşıma gelmeden önce yapmak istediğim 30 maddenin yer aldığı bir liste. 

Bu listedeki hayalleri gerçekleştirdikçe üstünü çizeceğim ve o gerçekleştirdiğim hayal ile ilgili bir yazı yazacağım. O nedenle şu andan itibaren blogumda "Üstü çizililer" adlı bir seri başlatıyorum. 

Umarım en kısa sürede 30 maddenin de üstü çizili olur.

  • Üniversiteden mezun olmak.
  • 30 before 30 listesi hazırlamak.
  • En az bir tane extreme spor denemek.
  • Teleskopla gökyüzünü seyretmek.
  • Bir mektup yazıp şişeyle denize bırakmak.
  • Dilek balonu uçurmak.
  • Bir koleksiyona sahip olmak.
  • Holi festivaline katılmak.
  • Yeni yıla farklı bir ülkede girmek.
  • Blogger olmak.
  • Dünya'nın yedi harikasından birini görmek.
  • Ehliyet almak.
  • Bir yardım kuruluşunu ziyaret etmek.
  • Kamp yapmak.
  • Çağatay Ulusoy ve Aamir Khan'ı görebilmek.
  • Graffiti yapmak.
  • Galata Kulesi'nden manzarayı izlemek.
  • Farklı bir tat denemek.
  • Rastgele bir adrese mektup yollamak.
  • Güneş'in doğuşunu ve batışını izlemek.
  • Profesyonel bir fotoğraf makinesine sahip olmak.
  • "O" kişiyi bulmak.
  • Şirin bir köpek sahibi olmak.
  • Buz pateni yapmak.
  • Son 50 yılda Oscar almış filmleri izlemek.
  • İngilizce dışında bir dil öğrenmek.
  • Business Class'ta uçmak.
  • Düş kapanı satın almak.
  • Bir fıskiyenin altında sırılsıklam ıslanmak.
  • Kendi evime çıkmak.

9 Ocak 2016 Cumartesi

Bir yapılacaklar listesi

Bütün hafta okuyamadığım blogları okuduktan ve izleyemediğim videoları izledikten sonra biraz yazmaya karar verdim. Sabahtan beri bilgisayara kitlenmiş bulunmaktayım. Resmen bu sınavlar yüzünden gündemi geriden takip ediyorum. Neyse ki yetiştim. Bütün işlerimi halledip yazımı da yazıyorum. Oh mis.

Öhöm öhöm yeni yılın ilk yazısı!

Bu yıl içinde yapmak istediklerimden bahsedeceğim biraz. 
Öncelikle bloga düzenli olarak yazı koymak istiyorum. Bence bunu başarabilirim. Yani çok sık yazmaktan bahsetmiyorum. Ya da belirli bir günde yazmaktan da bahsetmiyorum. Zaten zorunlu olarak yazılan bir yazı ne kadar hoş olabilir ki? 
Ben sadece, bloga ayda en az üç yazı koymak istiyorum.

Bir de her mevsimin bitişinde 'Sonbahar notları', 'Kış notları', 'İlkbahar notları' ve 'Yaz notları' başlıkları altında yazılar yayınlamak istiyorum.

Bir ara blogun temasına da el atsam fena olmayacak ama bu herhalde yaza kalır. Malum okuldan falan pek fırsat kalmıyor. 

Biraz da kendimle alakalı isteklerimden bahsedeyim. Şu an için bu sene yapmayı en çok istediğim şey okulun düzenlediği İstanbul gezisine gitmek. Bir an önce yapılsın şu gezi artık. Nisan'ı, Mayıs'ı beklemek gerçekten çok zor. 

Karar verdim bu yıl para biriktireceğim. Özellikle Aslı Afşaroğlu'nun yazısını okuduktan sonra artık tutumsuzluğumu bir kenara bırakmaya karar verdim. Bu bir yıllık plan çok işime yarayacak. 

Bu sitede bir kitap listesi oluşturmak ve bu kitapları bu sene içerisinde okumak istiyorum. Geçtiğimiz yıl pek de fazla kitap okuduğum söylenemez hatta neredeyse hiç okumadım diyebilirim. O nedenle bu sene kitaplara yoğunlaşmak istiyorum.

Şu an 9. sezonunda olduğum Supernatural'ı bitirmeyi o kadar çok istiyorum ki. Sırf yeni sezonuna yetişmek için bir günde ardı ardına 14 bölüm izlediğimi hatırlıyorum ben. Ama iki haftadır falan bir türlü izleyemiyorum. Bu gidişle ben yetişene kadar dizi bitecek de hadi hayırlısı.

Geçen yıldan başlayıp izleyebildiğim kadar Oscar almış filmleri izlemeyi planlıyorum. Bir son 10 yılı falan izlesem yeter bence. Evet bu da yaza kalır gibi geliyor ama bu sene içinde kesinlikle yapacağım.

'Sketchbook' tarzı bir defter tutmayı düşünüyorum. Tamam belki beceremeyebilirim. Çünkü cidden yetenek ve bolca hayal gücü gerekiyor ama yine de bir deneyeceğim.

Ve son olarak da bol bol dergi ve çizgi roman alıp okumak istiyorum. Özellikle çizgi roman okuyacağım bu sene. Çok aşırı bir zevk alıyorum çizgi roman okurken.

Evet sanırım şimdilik bu kadar. Ama aklıma geldikçe ekleyeceğim. Yazdıklarımın hepsini bu sene içerisinde yapacağım. Kafaya koydum.

Hadi ben gittiim hoşça kalın!

31 Aralık 2015 Perşembe

E o zaman gelsin 2016!

Saatler sonra yepyeni bir yıla gireceğiz. Heyecan var mı heyecan? Ne yalan söyleyeyim ben de yok. Hayır yani bugüne kadar heyecanla bekliyorum da, bugün niye heyecanlı olmuyorum? Niye yeni bir yıla girecek gibi hissetmiyorum?

Bir dakikaa sanırım buldum. Tabi ki kar yüzünden. Buraya kar yağmıyor arkadaşlar. Yok yani cidden yağmıyor. Dün çok az 10 dakika falan yağdı gibi oldu ve sonra bitti. Hüzne bakar mısınız? Oysa yeni yıla karın o saflığıyla, temizliğiyle girsek çok güzel olabilirdi. Ama yok.

Tamam bu yıldaki son saatlerimi kar için üzülerek geçirmeyeceğim. Hala azcık da olsa umudum var.

Birazdan film seçip akşam onu izleyeceğim. Belki de o yüzden bu yazıyı biraz aceleye getiriyorum.
Herkesin yeni yılını kutlamak istedim. Ayrıca bloglardaki her biri bolca umut ve sevgi barındıran yılbaşı yazılarını okumayı da çok seviyorum.

Evet çok az kaldı. Yarın yeni umutlarla, yeni hayallerle, yeni beklentilerle uyanacağız. Yatağımızdan, bu yılın çok güzel bir yıl olmasını dileyerek kalkacağız.
Bakalım 2016 bizler için hangi yenilikleri getirecek?

Hepimiz için çok güzel bir yıl olması dileğiyle... Herkese mutlu yıllaar!

27 Aralık 2015 Pazar

Yeni yılda bazı inanışlar

2015 yılındaki son pazar gününden herkese merhabalaar!

Yeni yıla girmemize sadece dört gün kaldı. Ve tabi ki ben geçen sene de olduğu gibi gereksiz bir heyecana kapılmış bulunmaktayım. Evet aslında değişen sadece bir rakam. Ha 2015 ha 2016 ne fark ediyor bilmiyorum ama bu yılbaşı geceleri çok güzel olmuyor mu ya? Hatta yılbaşı gecelerini bırakın yılın son ayı olan aralık ayı da öyle. Alışveriş merkezleri, mağaza vitrinleri, sokaklar... Hepsi 1 ay öncesinden ışıl ışıl olmaya başlıyor. O çam ağaçlarının güzelliği insanın içini renklendiriyor. Zaten mağazalarda herkes bir hediye telaşında. Eşine, dostuna hediye bakmakla meşguller. Youtube kanallarında vlogmas videoları, bloglarda yılbaşı çekilişleri. Bu yeni yıl ruhu çok harika bir şey!

Ben de biraz önce batıl inançlara birazcık da olsa inandığım için yılbaşı gecesinde nelerin yapılması, nelerin yapılmaması gerektiğini araştırdım. Birkaçını da sizinle de paylaşmak istedim:

  • Yeni yıla girerken mutlaka üzerimizde kırmızı bir detay olmalıymış. Bu kırmızı bir elbise, kazak, çorap hatta ruj bile olabilirmiş.
  • Yeni yıla girmeden önce kırmızı bir dilek kesesi hazırlamalıymışız. Kesenin içine gerçekleşmesini istediğimiz dileklerimizi yazıp ağacımız varsa ağacımıza, yoksa evimizde bir köşeye saklamalıymışız.
  • Kötü enerjileri geçmiş yılda bırakmak için bu yıl neler yaşadıysak, bizi neler yıprattıysa bir kağıda bunları, öfkelerimizi, üzüntülerimizi yazmalı, tam yeni yıla girerken kağıdı yakmalı ve "affettim, teşekkür ettim" demeliymişiz.
  • Bir nar almalı ve poşete koyup evimizin kapısında patlatmalıymışız. Ve tabi ki daha sonra da afiyetle yemeliymişiz. 
  • Mutlaka evimizde mum yakmalı ve melek figürleriyle evimizi süslemeliymişiz.
  • Yeni yıla kahkaha atarak girmek tüm yılımızın neşe içerisinde geçmesini sağlarmış.
  • Saatler gece yarısını göstermeden önce 12 üzüm tanesini hazırlamalı ve gece tam 24.00’de üzümleri yemeliymişiz. İspanyollar ve Brezilyalılar bunun gelecek yılda mutlu geçecek 12 ayı simgelediğine inanırlarmış. 
Tabi ki hepsini olmasa da bazılarını yapmayı düşünüyorum. Mesela bu dilek kesesi olayı. Tamam adı üstünde batıl inanış ama insan yine de umutlanıyor. Hem de eğlenceli bence.

Bir de yılbaşında kar yağsa çok güzel olacak. Ya da bari hava biraz daha soğusun. Hiç kış mevsiminde gibi hissetmiyorum ben. Acaba bizim burada mı böyle?

Bu arada Delibal filmine gideniniz oldu mu? Bir sonraki yazıda ayrıca bahsedeceğim ama yine de sizin fikirlerinizi de merak ettim. Ben tabi ki ba-yıl-dım. Tamam belki biraz Çağatay'dan dolayı ama sanırım şu ana kadar izlediğim en güzel aşk filmiydi.

Neyse ya ben yavaştan gideyim artık. Malum yarın okul falan. 
Hepiniz kendinize iyi bakın. Görüşmek üzeree!

6 Aralık 2015 Pazar

Bir kitap bir film bir müzik

bir kitap 

Canan Tan - İz

Tüm gerçekliğiyle yazılmış bir baba-kız öyküsü...

Annesiyle babasının boşanmasından sonra her ne kadar babasıyla ayrı düşseler de biricik kahramanım diyor Verda babası için. Kimi zaman araları bozulsa da, çatışsalar da sevgileri içten içe hep sürüyor.

Verda'nın babası aynı zamanda kariyerinde zirveye ulaşmış ünlü bir avukat. Ünlü avukatın yani Verda'nın babasının intiharı ile başlıyor öykü. Tabi Verda bir avukat kızı olarak böyle bir ölüme anlam veremiyor. Bu beklenmedik ölümün ardında yatan gizi çözmeye karar veriyor.

Geriye dönüp baktığında yüzleştiği keşke'leriyle, pişmanlıklarıyla ve içini kavuran devasa bir özlemle sürecektir babasının izini...

Gerçekten çok sürükleyici bir kitap. İnsanda merak duygusu uyandırıyor. Çoğu zaman kitap okumaya vakit bulamayan daha doğrusu vakit ayıramayan ben bu kitabı beş altı günde bitirdiğimi hatırlıyorum. Canan Tan'ın kitaplarını duyduğuma göre nedense ya tam seviyorlar bütün kitaplarını okuyorlar ya da nefret edercesine bahsediyorlar. Ortası yok mu bunun acaba? Ben sanırım tam sevenlerdenim. Sadece bir ya da iki kitabı kalmıştır okumadığım. Belki hep aynı tarzda yazıyor ama gerçeklik var sonuçta. Okutuyor kendini.


              "Minicik çocuk ellerimi avucunun içine hapsettiğinde,
               yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım.
               Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun artık ellerimi?
               Keşke hep küçük kalsalardı..."



bir film

Eternal Sunshine Of The Spotless Mind (Sil Baştan)

Birbirinden çok farklı olan Joel ve Clementine'ın ilişkilerini konu alan bu filmde hemen hemen hepimizin zaman zaman hayalini kurduğu bir deneyim gerçek oluyor. Mutlu anlardan çok, acı veren zamanları hatırlamaya programlanmış beyinlerimizden istemediğimiz bütün parçalar kendi isteğimizle teker teker ayıklanabiliyor. Böylelikle beynimizde tertemiz bir sayfa açılıyor.

Başrol oyuncumuz Clementine da eski erkek arkadaşı Joel ile olan ilişkilerine dair tüm anıları sildirmek için böyle bir yol seçiyor. Bunu öğrenen Joel de aynı deneyimi uygulamaya karar verir ve laboratuvarın yolunu tutar. Ve işte burada yaşanılan ilişkiye, daha da önemlisi anılardan kopmanın zorluğuna şahit oluruz. Bu sürecin bu kadar acı verici olması insanın kendi anılarına kıyamaması mı yoksa sevgilisini hala seviyor olması mıdır? Aşık olunan şeylerin ilişki içinde nefret edilen şeyler haline dönüşmüş olduğunu fark edip pişman olmak mıdır yoksa?

Karşımızdakine zaten öyle bir insan olduğu için aşık olduğumuzu unutarak hayatlarımızı yok yere zehir ettiğimizi anlatıyor film. Unutmak istediğimiz anıları beynimizden silmenin ne kadar zor olduğunu anlıyoruz.


              "Birini aklınızdan silebilirsiniz. 
               Ama onu kalbinizden atmak bambaşka bir hikayedir."


bir müzik

Elina Born & Stig Rästa - Goodbye To Yesterday

Ben bu seneki Eurovision şarkılarına fena taktım. Tamam birinci olan şarkı da çok iyiydi ama bu şarkı daha hoş ve etkileyici geliyor bana.



29 Kasım 2015 Pazar

Başlaması da bitirmesi de zor bir yazı

Tam bir saattir başlayamıyorum yazmaya. Neredeyse yazı nasıl yazılıyordu diye soracağım. Bu, aylardır yokluğumun cezası galiba. Şikayetçi değilim, hak ettim. Geri döndüm bile diyemiyorum. Hatta şu an bu yazıyı bitirebileceğimden bile şüpheliyim. 

Bundan sonra bu kadar ara vermek yok. Ne kadar zorlanıyorum şu an bir bilseniz. Bir şeyler anlatmak istiyorum ama anlatamıyorum. Nereden başlasam acaba? Ne anlatsam? 

En tuhafı da aylardır o kadar fazla boş vaktim varken yoktum ve şimdi sınav haftasının ortasında buradayım. Aslında bir bakayım bakalım kimler neler yazmış diye gelmiştim. İlham mı geldi artık anlamadım birden yazmaya çalışırken buldum kendimi. Demiştim ya kafamı boşaltmak istediğimde yazıyorum diye işte yine o yazılardan birindeyiz. Ben aynı ben. Değişemiyorum. 

Burada bazı değişikler yapmak istiyorum. İleriki günlerde yapacağım da zaten. O yüzden şu an bu yazıyı amaçsızca, öylesine yazıyorum. 

Ve bir sorunum daha var. Şu an aklıma geldi de başlık kısmı boş bu yazının. Evet bir başlık bulmam lazım.

Böyle bir yazıyı hala okuyorsunuz ya çok iyisiniz gerçekten. Tamam tamam daha fazla işkence yapmak istemiyorum size. Kötü de olsa bir şekilde başladım ve bitirdim. Şimdi de gidiyorum. Ama merak etmeyin çok yakında döneceğim. Ama bu sefer cidden döneceğim. 

O zamana kadar kendinize iyi bakın.

27 Temmuz 2015 Pazartesi

Yaş on altı


Merhabalaarr!

Vee iştee 1 sene daha yaşlanmış bulunmaktayım. Yok canım daha erken yaşlanmak değil de büyümek diyelim biz ona.

Hiç de büyümüş gibi hissetmiyorum yahu ben. Niye her şey aynı? Niye hiç bir farklılık yok?

Belki daha ilk dakikalar ya ondandır. Ama üç mesaj aldım bilee. Bakalım başka kimler hatırlayacak bu sene doğum günümü, kimler kutlayacak ya da kimler unutacak? Facebook da kapalı olunca tabi insan merak ediyor haliyle.

Hep birlikte göreceğiz yeni yaşımın bana neler getireceğini. Umarım çok güzel bir yıl olur ne diyeyim.

Şarkımı da koymadan gitmeyeceğim. Bu şarkı bana gelsin. Ehehe ^^

Hadi kaçtım ben.