31 Aralık 2015 Perşembe

E o zaman gelsin 2016!

Saatler sonra yepyeni bir yıla gireceğiz. Heyecan var mı heyecan? Ne yalan söyleyeyim ben de yok. Hayır yani bugüne kadar heyecanla bekliyorum da, bugün niye heyecanlı olmuyorum? Niye yeni bir yıla girecek gibi hissetmiyorum?

Bir dakikaa sanırım buldum. Tabi ki kar yüzünden. Buraya kar yağmıyor arkadaşlar. Yok yani cidden yağmıyor. Dün çok az 10 dakika falan yağdı gibi oldu ve sonra bitti. Hüzne bakar mısınız? Oysa yeni yıla karın o saflığıyla, temizliğiyle girsek çok güzel olabilirdi. Ama yok.

Tamam bu yıldaki son saatlerimi kar için üzülerek geçirmeyeceğim. Hala azcık da olsa umudum var.

Birazdan film seçip akşam onu izleyeceğim. Belki de o yüzden bu yazıyı biraz aceleye getiriyorum.
Herkesin yeni yılını kutlamak istedim. Ayrıca bloglardaki her biri bolca umut ve sevgi barındıran yılbaşı yazılarını okumayı da çok seviyorum.

Evet çok az kaldı. Yarın yeni umutlarla, yeni hayallerle, yeni beklentilerle uyanacağız. Yatağımızdan, bu yılın çok güzel bir yıl olmasını dileyerek kalkacağız.
Bakalım 2016 bizler için hangi yenilikleri getirecek?

Hepimiz için çok güzel bir yıl olması dileğiyle... Herkese mutlu yıllaar!

27 Aralık 2015 Pazar

Yeni yılda bazı inanışlar

2015 yılındaki son pazar gününden herkese merhabalaar!

Yeni yıla girmemize sadece dört gün kaldı. Ve tabi ki ben geçen sene de olduğu gibi gereksiz bir heyecana kapılmış bulunmaktayım. Evet aslında değişen sadece bir rakam. Ha 2015 ha 2016 ne fark ediyor bilmiyorum ama bu yılbaşı geceleri çok güzel olmuyor mu ya? Hatta yılbaşı gecelerini bırakın yılın son ayı olan aralık ayı da öyle. Alışveriş merkezleri, mağaza vitrinleri, sokaklar... Hepsi 1 ay öncesinden ışıl ışıl olmaya başlıyor. O çam ağaçlarının güzelliği insanın içini renklendiriyor. Zaten mağazalarda herkes bir hediye telaşında. Eşine, dostuna hediye bakmakla meşguller. Youtube kanallarında vlogmas videoları, bloglarda yılbaşı çekilişleri. Bu yeni yıl ruhu çok harika bir şey!

Ben de biraz önce batıl inançlara birazcık da olsa inandığım için yılbaşı gecesinde nelerin yapılması, nelerin yapılmaması gerektiğini araştırdım. Birkaçını da sizinle de paylaşmak istedim:

  • Yeni yıla girerken mutlaka üzerimizde kırmızı bir detay olmalıymış. Bu kırmızı bir elbise, kazak, çorap hatta ruj bile olabilirmiş.
  • Yeni yıla girmeden önce kırmızı bir dilek kesesi hazırlamalıymışız. Kesenin içine gerçekleşmesini istediğimiz dileklerimizi yazıp ağacımız varsa ağacımıza, yoksa evimizde bir köşeye saklamalıymışız.
  • Kötü enerjileri geçmiş yılda bırakmak için bu yıl neler yaşadıysak, bizi neler yıprattıysa bir kağıda bunları, öfkelerimizi, üzüntülerimizi yazmalı, tam yeni yıla girerken kağıdı yakmalı ve "affettim, teşekkür ettim" demeliymişiz.
  • Bir nar almalı ve poşete koyup evimizin kapısında patlatmalıymışız. Ve tabi ki daha sonra da afiyetle yemeliymişiz. 
  • Mutlaka evimizde mum yakmalı ve melek figürleriyle evimizi süslemeliymişiz.
  • Yeni yıla kahkaha atarak girmek tüm yılımızın neşe içerisinde geçmesini sağlarmış.
  • Saatler gece yarısını göstermeden önce 12 üzüm tanesini hazırlamalı ve gece tam 24.00’de üzümleri yemeliymişiz. İspanyollar ve Brezilyalılar bunun gelecek yılda mutlu geçecek 12 ayı simgelediğine inanırlarmış. 
Tabi ki hepsini olmasa da bazılarını yapmayı düşünüyorum. Mesela bu dilek kesesi olayı. Tamam adı üstünde batıl inanış ama insan yine de umutlanıyor. Hem de eğlenceli bence.

Bir de yılbaşında kar yağsa çok güzel olacak. Ya da bari hava biraz daha soğusun. Hiç kış mevsiminde gibi hissetmiyorum ben. Acaba bizim burada mı böyle?

Bu arada Delibal filmine gideniniz oldu mu? Bir sonraki yazıda ayrıca bahsedeceğim ama yine de sizin fikirlerinizi de merak ettim. Ben tabi ki ba-yıl-dım. Tamam belki biraz Çağatay'dan dolayı ama sanırım şu ana kadar izlediğim en güzel aşk filmiydi.

Neyse ya ben yavaştan gideyim artık. Malum yarın okul falan. 
Hepiniz kendinize iyi bakın. Görüşmek üzeree!

6 Aralık 2015 Pazar

Bir kitap bir film bir müzik

bir kitap 

Canan Tan - İz

Tüm gerçekliğiyle yazılmış bir baba-kız öyküsü...

Annesiyle babasının boşanmasından sonra her ne kadar babasıyla ayrı düşseler de biricik kahramanım diyor Verda babası için. Kimi zaman araları bozulsa da, çatışsalar da sevgileri içten içe hep sürüyor.

Verda'nın babası aynı zamanda kariyerinde zirveye ulaşmış ünlü bir avukat. Ünlü avukatın yani Verda'nın babasının intiharı ile başlıyor öykü. Tabi Verda bir avukat kızı olarak böyle bir ölüme anlam veremiyor. Bu beklenmedik ölümün ardında yatan gizi çözmeye karar veriyor.

Geriye dönüp baktığında yüzleştiği keşke'leriyle, pişmanlıklarıyla ve içini kavuran devasa bir özlemle sürecektir babasının izini...

Gerçekten çok sürükleyici bir kitap. İnsanda merak duygusu uyandırıyor. Çoğu zaman kitap okumaya vakit bulamayan daha doğrusu vakit ayıramayan ben bu kitabı beş altı günde bitirdiğimi hatırlıyorum. Canan Tan'ın kitaplarını duyduğuma göre nedense ya tam seviyorlar bütün kitaplarını okuyorlar ya da nefret edercesine bahsediyorlar. Ortası yok mu bunun acaba? Ben sanırım tam sevenlerdenim. Sadece bir ya da iki kitabı kalmıştır okumadığım. Belki hep aynı tarzda yazıyor ama gerçeklik var sonuçta. Okutuyor kendini.


              "Minicik çocuk ellerimi avucunun içine hapsettiğinde,
               yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım.
               Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun artık ellerimi?
               Keşke hep küçük kalsalardı..."



bir film

Eternal Sunshine Of The Spotless Mind (Sil Baştan)

Birbirinden çok farklı olan Joel ve Clementine'ın ilişkilerini konu alan bu filmde hemen hemen hepimizin zaman zaman hayalini kurduğu bir deneyim gerçek oluyor. Mutlu anlardan çok, acı veren zamanları hatırlamaya programlanmış beyinlerimizden istemediğimiz bütün parçalar kendi isteğimizle teker teker ayıklanabiliyor. Böylelikle beynimizde tertemiz bir sayfa açılıyor.

Başrol oyuncumuz Clementine da eski erkek arkadaşı Joel ile olan ilişkilerine dair tüm anıları sildirmek için böyle bir yol seçiyor. Bunu öğrenen Joel de aynı deneyimi uygulamaya karar verir ve laboratuvarın yolunu tutar. Ve işte burada yaşanılan ilişkiye, daha da önemlisi anılardan kopmanın zorluğuna şahit oluruz. Bu sürecin bu kadar acı verici olması insanın kendi anılarına kıyamaması mı yoksa sevgilisini hala seviyor olması mıdır? Aşık olunan şeylerin ilişki içinde nefret edilen şeyler haline dönüşmüş olduğunu fark edip pişman olmak mıdır yoksa?

Karşımızdakine zaten öyle bir insan olduğu için aşık olduğumuzu unutarak hayatlarımızı yok yere zehir ettiğimizi anlatıyor film. Unutmak istediğimiz anıları beynimizden silmenin ne kadar zor olduğunu anlıyoruz.


              "Birini aklınızdan silebilirsiniz. 
               Ama onu kalbinizden atmak bambaşka bir hikayedir."


bir müzik

Elina Born & Stig Rästa - Goodbye To Yesterday

Ben bu seneki Eurovision şarkılarına fena taktım. Tamam birinci olan şarkı da çok iyiydi ama bu şarkı daha hoş ve etkileyici geliyor bana.